9 Ekim 2011 Pazar

Anonim Takılmak

Uzun zamandır buraya yazmıyorum, kimse yazmıyor. Ama ben uzun zamandır pek bir şey yazmıyorum. Sebebi yoğunluğum. İnsan yoğunken, düşünmeye o kadar vakti olmuyor sanırım. Ya da en azından benim öyle. Ama dün gece yazdığım, takip ettiğim her yeri kurcaladım, yeni bloglar falan keşfettim.

Şunu biliyorum bu kolektif blog, pek çoğunuz için ömrünü tamamladı. Benimse ilk göz ağrım. Buraya yazana dek hiç bloğum olmamıştı benim. Şimdi bununla beraber 3 tane bloğum var. Bunların takip edenleri falan var. Geçen gün birinin istatistiklerine baktım 7000'e yakın tekil ziyaretçi, 23.000 klik almış. "Vay canına!" dedim kendime. Google'da ilgili alanda ilk sayfada çıkıyor falan. Burası benim blog dünyasına girişim oldu. Şimdi gel gelelim anonimliğe...

Anonimlik üzerine bir düşünce aldı beni. Şaka şaka almadı. 20 dakikam var bu yazıyı yazmak için. Şu an 15. Yukarıdaki paragrafı bu cümleden sonradan ekledim çünkü. Neyse uzatmayayım, herkesin zamanı kısıtlı. İnternetle tanışmamın hemen hemen 15. senesindeyimdir. Böyle bazen imreniyorum, anonim takılabilen insanlara. Böyle bi' gizlilik, bi' James Bond havaları. Dalga geçmiyorum, özeniyorum bazen harbiden. Ama bazen. Bi' karakter yaratıyor adam, gerçek hayatla hiç bağlantı kurdurmuyor. Virtual Life'ı oluyor, yarattığı ya da gösterdiği diğer "ben"i internette yaşarken kendi hayatına da nefes aldığı yerden devam ediyor. İki hayatını net çizgilerle ayırıyor birbirinden. Ben yapamıyorum.

Tanıştığım günden bu güne internetle, her şeyi anlattım her yerde. Google'da 5 dakikalık bir araştırmayla, bulunduğum her platformdan gerçek ben'e tereyağından kıl çekercesine ulaşılabilir. Bu beni tedirgin etmiyor ama çok nadiren sınırlıyor. Ama yapamıyorum işte. Sanırım bunda gerçekte de bi' bok saklayamayan bir insan, ya da sakladığımda gerçekten saklayan bir insan olmamın etkisi büyük. "Patronum duymasın, sevgilim kırılmasın, arkadaşlarım kızmasın, müşterilerim özelimi bilmesin" gibi kaygılar taşımıyorum sanırsam. Dolayısıyla da anonim takılamıyorum. Yalandan bir anonimliğim var işte. Bir önceki sevgilimin internette hiç mi hiç bir bilgisi yoktu. Güvenemedim ona mesela. Bu devirde akıl almıyordu çünkü. Gel zaman git zaman, çözdüm tabii mevzuları. Çıkarımımda haklı da çıktım. Tahminlerimin neredeyse hepsi tuttu, eksiği çıktı, fazlası çıkmadı. İnternet çok hızlandırıyor artık insanları tanıma sürecini. Onun eski sevgilisiyle tesadüfen tanıştım mesela. Çok ilginç, çok acayip bilgiler edindim. İnternet küçük... Eğer gizleyecek bir şeylerin varsa internet kullanmayacaksın. Ciddiyim bak. İnternette hiçbir kaydın kuydun, herkesin erişebileceği hesabın, bloğun... hiçbir bokun püsürün olmasa da, seninle daha önce iletişime geçmiş insanların olabiliyormuş çünkü. Eee ben bu vesileyle öğrendim ki istediğin kadar anonim takıl, kafayı kıran izini buluyor. Google görsellerde 30 bin resme tek tek bakan adam tanıdım ben. Hedefine ulaşma hikayesi inanılmazdı. Şimdi soruyorum sana güzel insan, gerçekten sana zarar vermek isteyen sapıktan bilmem ne'den bu anonimcilikle korunabileceğini mi sanıyorsun?

Hah netice itibariyle, sen istediğin kadar kendini internette gizle, bir faydası yok. Sadece zaman alıyor bazı şeyler. Bu durumda da böyle anonimliğini korumaya çalışan insanların bir çoğunun gerçek hayatta da bir şeyler saklayan, saklamaya çalışan, birine a derken ötekinin yanına gidince b diyen insanlar olduklarını düşünüyorum. Düşüncem bu. Evet, 20 dakikada yazdım hakikaten yazıyı, içimdekileri anlattım. Geçen süre, zamanı iyi kullanmayı öğretti bana.

Sağlıcakla.

1 Haziran 2011 Çarşamba

Doğum Günü Kutlama 'Özlem'i

Doğum Günü Kutlama Bakanlığından yapılan açıklamaya göre bu sene bütün doğum günü kutlamaları on gün sonrasında yapılacakmış. Sebep olarak da insanların unutkanlıkları gösterilmiş.

Resmi gazetede üstte geçen haberi aradık ama bulamadık. Atlamış olamayız çünkü düzenli olarak resmi gazete alıp kupon biriktiriyoruz. Birileri yine nasıl özür dileyeceğini bulamamış olsa gerek ki böyle bir şey uydurmuş olmalı. Gayet de mantıklıydı halbuki.

Başka bir açıklamayla da, üç yıl boyunca aynı yaşta kalacağını bekliyorduk açıkçası. Üç yıl sonra toplanır yeni yaşını kutlarız diye düşünüyorduk ama yeni yaşın bizim için de çok sürpriz oldu. Hazırlıksız yakalandık. Bir baktık ki yeni yaşından bir hafta almışsın bile, haliyle biz de unuttuk diye üzüldük. Unutmamalıydık ama unuttuk.

Unuttuğumuzu anladığımız andan itibaren “işimiz gücümüz vardı” gibi bahaneler üretmek yerine ne yapabilirizi düşündük. Önce yine toplanalım diye düşündük ama Gökhan Pazar günleri bile çalışıyormuş. Dolayısıyla bu imkansız oldu. Zaten senin nöbetinin olmadığı bir Pazar gününe denk getirmek başlı başına düşük olasılıktı. En iyisi bir şeyler yazalım, yazmak gibisi yoktur diye düşündük. Aşağıdaki ne dediler kısmını hazırladık. Umarız okurken on gün geriye gidersin.

Doğum günün için ne dediler;

“Her yaşın ayrı güzelliği var derler. Senin ve içindekinin güzelliğiyle daha bir güzel olacaktır bu yaşın, eminim. Konuştuğun ritmde olsun mutluluk ritmin. İyi dileklerim pek çok , saymasam da hak ettiklerinden yola çıkınca tahmin etmen kolay. Sevgiler ve öpücükler...“ -Melike

“Her götürdüğü siparişte bozuk yok abi numarasıyla acaba para üstünü cebellezi edebilir miyim umudu hiç sönmeyen, gönlümüzün yegane pratisyen kılıklı, bakkal çırağına sevgiler :))” -Gökhan

“’Doktor yazısıyla idare edeceksin maalesef’ yazmıştın geçe seneki doğum günümde. Daktilo yazısıyla idare edeceksin maalesef. Olsun bu mutlu bir yaş geçirmeni dilemediğim anlamına gelmiyor. Zaten mutluluk, bir düşünürün deyişiyle, insanın kendisiyle meselesiymiş. Ancak insanı kendi mutlu eder, mutlu ol =)” -Özcan

“İyi dostluklar hesapsız kurulur…” –Balzac

“Muhteşem! Kahramanlar çok güçlü… Kurgu şaşırtıcı, baş döndürücü, hareketli ve sürprizlerle dolu… sonuna gelince… Vay Canına!” –New Hampshire Sunday News

“Benim iki takımı birden kümeye düşürdüğümü söylüyorlar. Şampiyonluğa oynayan takımı verdiler de ben mi düşürdüm!?” –Yılmaz Vural

16 Nisan 2011 Cumartesi

formspring.me

Bu link buraya nasıl atılmış olabilir hiç bir fikrim yok. Blog sahiplerinden bu gayriihtiyari tuhaflıktan ötürü özür diliyorum.

25 Ocak 2011 Salı

bir takım kararlar

selam millet,

keyifler yerindedir umarım. bu blog bildiğiniz gibi bir senedir filan açık. başta bir heves kaydolan bazı arkadaşlarımızın tek yazı dahi göndermemesine rağmen yazmaya devam edenlerin katılımıyla hatırı sayılır sayıda yazının biriktiği güzel, eğlenceli bir yer olma yolunda bayağı ilerledi. daha sonra yazılarını silip giden arkadaşlar filan da oldu, tek bir yazı yollayıp devamını getirmeyenler filan da oldu. uzatmayayım bir şekilde zaman geçtikçe kendi adıma eski çekiciliğini kaybeden bir yer haline geldi. hal böyle olunca insan bir şey yazmaya niyetlendiğinde ortak blog yerine kendi blogunda yayımlamayı daha uygun buluyor. bende de süreç böyle işledi. gün geçtikçe buraya daha az uğrar, daha az bakar oldum. zaman zaman laf ola beri gele yolladığım bir kaç ıvır zıvırıı saymazsak bayağıdır da bir şeyler paylaşmıyorum burada.

iyi mi kötü mü olduğunu bilmediğim bir huyum var; bir şeyler yapmadığım bir ortamda durmayı pek sevmem, huzursuzlanırım falan filan. bu nedenle blogtan ayrılıyorum. gider ayak bir de mızıkçılık ederek yazdıklarımın bir kısmını da siliyorum. hem belki merak edenler olur diye iki satır açıklama yapayım istedim hem de bir şekilde bir yılı aşkın bir süredir aynı ortamı paylaştığım diğer arkadaşlara da veda edeyim istedim.

herkese teşekkürler. muhabbetle kalın.

14 Ocak 2011 Cuma

Dombili is here to jonothan

Sevgili Canıtın :) yorum olarak göndermeyi denedim, "toooo looong" dedi bana engel oldu, ama sözlükten öğrendiğim bir şey var, yolla butonuna basmadan önce ctrl-a/c yapmak :) Bu yazım, senin bir alttaki yazına yanıt niteliğinde olabilir, belki de gözden kaçırdığını düşündüğüm noktalara değindim.

Düşüncelerine önem verdiğimi bilirsin. Yazını okudum, yer yer "Ama bir de şöyle bir şey var" dedim. genelleme falan demeyeceğim, zira genellemelerin ve genel yargın bana göre de çok doğru.

Yani sözlükten bu yolla hatun kaldırmaya çalışan insanlar var elbette. Sırf öyle bir sürü andaval yüzünden ben pek yazmıyorum mesela o başlıklara. Ama gidip de "bakire olmayan kızla evlenen erkek" diye başlık açıp da "hani hepiniz savunuyonuz, kaçınız evlenir lan" minvalinde anket başlığa da ikinci sıradan "Şu an değil ama gelecekte ben olacağım" diye yazıyorum. Sözlükten bugüne dek hiç hatun kaldırmışlığım yok. Sözlükte güzel kız da yok zaten. Güzel kızlar sokakta abicim. Çok şükür izmir'de yaşıyorum, oh mis.

Neyse konu dağılmasın, asıl değinmek istediğim iki noktadan biri şu. Evet gerçekten mahalle baskısı diye bir şey var maalesef. Hani ben o nette önemsemediğim değil, bilakis bakire olmamasını isteyen adamım ya, tutup bunu ailemin yanında tartışırken en fazla "ya ne önemi var" derim, arkadaş meclisinde yeri gelir "beyler boş konuşuyorsunuz" derim. Çok muhafazakar bir ortamdaysak destek vermesem de zıpçıktılık yapmam. Neden biliyor musun? Birlikte olduğum, olacağım kadın, aynen senin dediğin gibi bu toplumda yaşıyor. Milletin ona orospu gözüyle bakmasını istemem. Yoksa çok da sikimde değil, bak çok açık söylüyorum, birileri "Aaa oktay'ın hatunu kaç kişi sikmiş lan ondan önce" diye düşünmeleri. Evet böyle söyleyince iğrenç oluyor, ama akıldan geçen bu oluyor. Bu yüzden insanlar bekaret önemli demeye bir yerde mecbur bırakılıyorlar, mecbur bırakılıyoruz. gerçi ben pek mecbur bırakılmıyorum ama başıma gelmişliği var eskiden. Ama herkes de ben gibi psikopat değil işte, ben yine şu cümleleri yazarak bile istisna sınıfına giriyorum gerçekten. Ama söyleyemeyen bir yüzde de var, onu hesaba kat bence.

Değinmek istediğim ikinci nokta ise neydi lan unuttum, dur aklıma gelir şimdi.... Hah tamam hatırladım. Hani böyle bir ülkede yaşıyoruz, erkeğimiz bu, istenilen kadın profili de bu demişsin ya. Eğer elimde olsa tıbben de mümkünse doğan her kız çocuğundan o zarı aldırırım, doğar doğmaz. Böylece arzı ortadan kaldırırım. Eheheh, o zaman sikerler talebini. Yok ki :) Böyle düşünmende de iki noktaya dikkat çekmek istiyorum. Kadınların erkeklerin istekleri/talepleri doğrultusunda yaşaması ataerkil yapımızdan kaynaklanıyor. E zaten pek çok sorunun kaynağı bu. Her ne kadar evet ama toplum bu, desen de bu noktada senden ayrıldığım nokta, toplum eskiden bunu ağzına bile alamazdı, ama bugün alınabiliyor demek olur. Yani toplum eskiden öyleydi, şimdi böyle, gelecekte ne olacak göreceğiz. Evet muhafazakar bir toplumuz, hatta gittikçe muhafazakarlaşıyoruz, ama hep bir ağızdan "evet evet bekaret çok önemli toplumumuzda, o yüzden kızlarımız bakire kalsınlar kendi iyilikleri için" dersek; aslında uzun vadede bu onların iyilikleri için olmaz. Bu yüzden bekaret önemsizdir yeaaa, diye hatun kaldırmaya çalışan adam; her ne kadar kendi çıkarını ön planda tutsa da, uzun vadede kırılma noktası yaratacağına inandığım bir şeye katkıda bulunmuş oluyor. Bu yüzden sen onun burnunu eline verme :) Yazıktır, bırak kaldırsın hatununu. Ama bu lafa kanıp da hiç bi hatun vermez lan, vermek isteyenler için telefonum... :P

formsping.me şeysinden şeyolmuş insanlar şey yapalım deyince oldu. hakları saklı. ama nerede saklı bilemedik.
copyleft © 2010-2560 biz.